Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

30 Haziran 2009 Salı

yoğun haftasonu

Son yazıdan sonra bir güzel silkelenip maaile yoğun bir cumartesi gününe aktık. Evde otur otur yosun bağlamışız ama bir gün için bu kadar aktivite de çok ağır geldi ama hepicine yetiştik maşallah bize. Küçük kuzu hayatının ilklerine imza attı o gün. Her nekadar benimle geçen yıl mezuniyete katılmış olsa da oğlum ahir ömrünün ilk mezuniyetine katıldı. Ardından da ilk düğününe...

27 Haziran hem kocacığımın mezuniyeti hem de neredeyse 20 yıllık arkadaşım Işılımın düğünü vardı. Törenlerin başlama saati birbirine yakın, mekanlar birbirine çook uzak, biz hafta başı arabayı satmışız. Her şey üst üste geldi yani ama yılmadık ikisine de yetiştik... Bir arkadaşımız çok saolsun arabasını ödünç verince en azından araç sorunu halloldu. Babası da diplomasını alıp ta çıkınca düğüne de ortasından da olsa ulaştık. İstanbulun trafik ve park sorunu epey bir zamanımızı çalmasına rağmen.. E pek tabi yeme içme, emme, emzirme, uyku düzeni falan kalmadı. Anarşik takıldık o gün. Gün sonunda zavallı evladım kendine edilen zulüme mana veremedi ve eve gelir gelmez tam tabiri ile bayıldı...


Buyrun fotoğraflara...



En genç mezun :)



Ah ah bu ekip kaç yıldır bir aradaydı. Görüşemesek te bizi birbirimize bağlayan ilginç bir bağ vardı. Bu sene hepimiz dünyanın ayrı köşesine dağılıyoruz maalesef. Sevgili lab arkadaşlarım...







Canım, dünyalar tatlısı Işılım, çok fazla görüşme fırsatı bulamasak ta en az onun kadar iyi olduğu gözlerinden okunan Ulaş ile evlendi aynı gece. Mutlu olun, mesut olun bir ömür boyu. Bi de bizimkine oyun arkadaşı yetiştirirseniz sizden tatlısı olmaz..



Düğünden aşk dolu kareler :) Teyzeleri Ahmedimi çokk özlemişler. Sözleştik daha uzun görüşeceğiz inşallah.


Cumartesi gününün yorgunluğu ertesi gün oyun halısında atıldı :)



25 Haziran 2009 Perşembe

son günler...

Elim değmiyor ne zamandır yazmaya. Bu sefer sebep yoğunluk değil, az da olsa yazacak zamanım var ama yazacak bir şey bulamıyorum. Defalarca yazdım buradan tez de tez diye. Yoğun geçen bir iki aylık süreç sonunda tezim bitti. 19 Haziran saat 12:30 civarlarında resmen doktoramı benim adıma süper geçtiğini düşündüm bir savunma sonrası tamamladım. Artık doktor ünvanını almaya hak kazanmış biri olarak çok mutlu olmam havalara uçmam lazım değil mi? Hatta kutlamalar yapmamız falan gerek değil mi? O gün yaptığımız "doktor bu ne?" ve "artık çocuğu doktora götürmemize gerek kalmadı evde iki doktor olacak" şeklinde yapılan iğrenç espirilerden öte gidemedi bizim kutlamalar. Yorgunum hem bedenen hem ruhen. Benim bir yerlerden içim buruk ezik.

Neredeyse bir-birbuçuk aydır Ahmete anneannesi bakıyor. Krallar gibi bakıyor. Benden temiz bakıyor, özenli bakıyor, süper bakıyor ama o bakıyor. Yaklaşık bir iki hafta boyunca okula geldim, eve gittim Ahmeti emzirdim okula geri geldim. Gece ikilerde eve dönebildim. Hiçbir şeyini görmedim, göremedim. Şimdi de değişen bir şey yok. Ben yine okulda. Akşam 18:00 evde oluyorum, Ahmedimi alıp dışarı çıkıp parka takılıyoruz. Dönüp geliyoruz muhallebisini yapıyorum, emziriyorum ve Ahmedim uyuyor. Günde onu görüp görebildiğim iki saat. Artık poposunun üzerinde yer değiştiriyormuş. Adı emeklemek değil bunun. Poposunun üstünde zıplaya zıplaya anneannesine yaklaşıyor almak istediği şeye ulaşıyor. Dün yüzüstü yatırayım emekleme pozisyonu alsın dedim. Kıyameti kopardı. Yüzüstü yatmaya tahammülü yok. İlla o poposunun üstünde oturacak.

Ahmedimi göremiyorum. Ahmedim büyüyor ama ben göremiyorum. Bugün sekizinci ayını da bitirdi. Oysa aylarca nasıl da bağlandım ona. Onsuz dünya dönmez sandım. Dönüyor. Bıraktığım yerden eski hayatıma geri döndüm. Aramızda kalan tek bağ günde üç defa yaptığımız emzirme seansları. O vakitler bize ait ama onlar da o kadar kısaldı ki.

İçimde bir şey değecek mi kaçırdığın onca şeye diye soruyor? Dünya böyle işte. Herşey bir arada olsun istiyorsunuz olmuyor. Bugün bir hocam "İlknur ne zor iş başardın, doktora sırasında evlendin, hamileliğin geçti, doğurdun bir de belirli bir aya kadar büyüttün dedi." Zoru başardım mı? Başarmanın kriteri ne? Ben durduğum yerden evde bebekleri ile zaman geçiren annelere imreniyorum. Kuzucuğumla evde bütün gün takılalım oyunlar oynayalım istiyorum.

Biliyorum çok depresif bir yazı oldu. Günlerdir yazmıyorum bu tarz yazacağımı bildiğimden. Okuyanların da içini kararttım büyük ihtimalle ama bende durumlar böyle. Nolur Allahtan belanımı istiyorsun, senin için önemli bir adım geçti gitti bitti diye yargılamayın. İnşallah en kısa zamanda kuzucuğumla geçirdiğim güzel zamanları anlatan yazılarda yazmak onun gülen gözlerini gülen yüzünü fotoğraflamak ve paylaşmak kısmet olur.

Bu arada hala kıyafet mimim duruyor. Aklımda yazacağım ama kıyafetlerini bi döküp te markalarına bakamadım :)

13 Haziran 2009 Cumartesi

Ortaya karışık çorba

Serpilin blogdan görüp özendim bende. . İki çocukla uğraş, bi de bir sürü yemek yap, üşenme resmini çek bi de tarif yayınla. Maşallah diyeyim 41 kere buradan kendisine. Onun kadar olmam mümkün değil tabi de benim de Ahmet beyler sayesinde kendi çapımda çalışmalarım oluyor. Mesela bugün ortaya karışık bir çorba yaptım. Bırakın Ahmet beyi ailece bayıldık. Hemen koyuvereyim tarifini. Hem bende unutmamış olayım :)
Aslında tariflik bir durumda yok ya, mercimek ve ezogelin çorbası karışımı yaptım. Sağlıklı sıhhatli ve besin değeri de yüksek olsun diye...
Bir soğan
Yarım patates
Yarım Havuç
Bir yemek kaşığı zeytinyağı
En organiğinden bir domates
4-5 bardak en damacanasından su
bir çay bardağı kırmızı mercimek
bir tatlı kaşığı kırık pirinç
bir tatlı kaşığı pilavlık bulgur
bir adet çarliston biber
bir tutam maydanoz

Soğan, patates, havuç, rendelenmiş domates, biber az biraz zeytinyağında çevrilir. bebeklere yapıldığı için yağın çok yakılması önerilmez. Üstüne kaynamış su dökülür, su adamakıllı kaynayınca bol bol yıkanmış mercimek, pirinç ve bulgur eklenir. Pişmeye bırakılır. Almaya yakın doğranmış maydanoz eklenir. İster çatal ister blendır marifetiyle ezilerek yanına ev yapımı yoğurt ile sunulur. Küçük bey beğenirse zevkten dört köşe olunur. Bende ne marifetler varmış diyerek gururlanılıp bloglara tarif bile yazılır.
Resim yok ama idare edin.

10 Haziran 2009 Çarşamba

sosyalim, sosyalsin, sosyal....

Peki bundan memnun muyuz? Hayırrr.

Bu aralar havalar güzel bol bol gezdik. Eee gezdik sosyalleştik. Sosyalleştik te ne oldu. Abuk subuk insanlarla karşılaşma olasılığımı arttırdım. Durum nedir? Süt yetiyor mu ve çocuk sallanarak uyutulur mafyası görevlerini çocuk hasta olur mafyasına başarı ile bırakmışlar. Neredeyse bir aydır her gittiğimiz yerde illa oğlanın kıyafetine takacak biri çıkıyor. Kıyafet ya çok kalın ya çok ince. Çocuk ya terliyor ya üşüyor. Ortası yok. Hadi evde annem bunu yapıyor ama onunki anneannelik genlerinin doğal getirisi ama sokaktaki her kadına neden vazife bizim oğlanın giyim kuşamı?



Geçen gün kadının bir tanesine ise gerçekten ne diyeceğimi şaşırdım. Aldık parka götürdük akşam üstü, hafif rüzgar var. Kadın önce çok geçe kaldığımızdan, bir saat önce çıkmamız gerektiğinden falan bahsetti durdu, ondan sonra da bombayı patlattı. Bak gör bu akşam bu öksürür diye. Benimkilere hep öyle oluyor dedi. Ne diyorsunuz siz? Allah korusun diyebildim ve koşarak uzaklaştım ama sinirlerimin bozulmasına da mani olamadım. Nefret ederim, sözüyle, hareketiyle belayı çağıran insanlardan. Hep kaçtım böyle olumsuz tiplerden ama artık Ahmet bey sayesindeki zorunlu sosyalliğimiz sebebiyle daha birçoğuyla karşılaşağım sanırım.


Oysa ben, Ahmet bey doğdu doğalı kalın giydirmemeye bin kat sarıp sarmalamamaya gayret ettim. İnsandan da sakınmadım ki, anne sütü alırken ne kadar çok mikrop alırsa o kadar kardır. Soğuğa da sıcağa da çıkarmaya çalışıyorum. Rüzgar da gördü yağmur da. Soğuk ta yiyiyor sıcak ta. Mesela, dondurma için canını feda edebilecek bir annenin çocuğu ve anneannenin torunu olarak dondurma tatmaya başladı :) Bu sabah ise karpuz yedi yalana yalana, sanırım çıkmaya çalışan ama bir türlü çıkamayan dişlerine iyi geldi. Maşallah hiç bir şey de olmadı şimdiye kadar. Kısacası, kontrollü olduğu sürece de bir sorun çıkacağını düşünmüyorum. Ev çiçeği olmasın istiyorum. Yarın öbür gün okula başladığında haftanın üç gününü hasta geçiren bir çocuk istemiyorum. Ama bunu ancak burada yazıp kendimi rahatlatıyorum. Yazının kimseye bir faydası yok ama hiç yoktan içimde kalmadı.

Özgürcüm sanırım beni mimlemiş, İlknurlar iki olunca üstüme alayım mı almayayım mı bi arada kaldım :) ama bu kıyafet konusu benim için kanayan yara. En kısa zamanda beyimin kıyafetlerini bi döküp yazayım bende.. Aslında bu mimin bir de oyuncak versiyonunu yapıversek süper olacak. Kuzulara ne oyuncak aldınız? Tepkisi ne oldu babında. Bunu da bir an önce yazıp bir mim işine girmek lazım.

2 Haziran 2009 Salı

Sünnet Hikayemiz

Üzerinden çok zaman geçmeden yazayım sünnet maceramızı da. Tarihe notumuz düşülsün.

Herşey bebeğimizin erkek olduğunu öğrenmemizle başladı. Babası daha o zaman doğar doğmaz sünnet ettirelim. "Bizim oralarda böyle yapılıyor, bir rahatsızlığı olursa büyüyünce yapıyorlar, öyle olan arkadaşlarımıza acırdık biz" dedi. Ben de televizyonda izleyip duruyorum ya sosyete de moda erken sünnet. "Ay evet canım bence de öyle yapalım. Ne gerek var koca çocuk bağırta bağırta. Ay bi de düğün dernek uğraşamam öyle şeylerle" diye adama gazı verdim. Kocam da bu konuyu hemfikir olarak kapatmamızın mutluluğu içinde hayatına devam etti. Ta ki Ahmet Beyler doğana kadar. El kadar bebek bütün gün ağlar, kolik değildi ama her bebek gibi gaz derdi gak derdi guk derdi derken ağlar dururdu. Babası bir iki sünnet ettirelim dedikçe odur budur diye bahane ede ede geçirdik ilk ayları, kıyamıyorum evladıma. Zaman geçtikçe iş ciddiyete bindi, ben bu sefer son kozumu kullandım. "Tezim bitsin". Tez nasıl olsa bitmiyor ya oğlanı da kesilmekten kurtaracağım aklımca :) Bitmez dediğim tez, adaklar adaya adaya bitti sonunda. Temmuzda işe başlıyorum taşınıyoruz derken adam gene sünnet ettirelim bu oğlanı dedi. Kiminle konuşursam "ay çook küçük daha" diye beni gaza getiriyor. Ben kocama gidip küçük diyorum o yok diyor. Bi kaç zamanda böyle geçti derken. En sonunda ikna edemedim ve sünnet tarihi alındı. Ben o gece bile yarın gitmesek mi hastaneye falan diye gezdim. Annem de full destek verdi ama kaderden kaçamadık.


Hastane en son sabah yedide emsin yesin içsin demiş. Ben bütün gece uyuyamayınca sabah ta erken kalkamadım. Alelacele oğlanı emzirip biraz da kahvaltı verebildik vicdan azabı çeke çeke. 8:30 da hastanedeydik. Önce çocuk doktoru muayenemizi yaptı. Gözle görülen bir engel var mıdır yok mudur diye. Oradan odamıza çıktık. Yanımızda da dil bağının kesilmesi için 2.5 aylık bir bebek var. Bizimkinde açlık başlamış, mızır mızır. Sonra hemşire ablaları geldiler. Önce parmağından kan aldılar. İğne batınca bir ağladı. Sonra hemen sustu. Biz yanımızda bir sürü oyuncak falan sürekli oyalıyoruz onu. Sonra bir kere daha geldiler, bu sefer yandaki bebeğe damar yolu açtılar, kan aldılar. Biraz sonra bizimkine geldiler. Yine iğne batarken biraz ağlama, sonra anne-baba-anneanne 3lüsünün envai çeşit şaklabanlıklarına dayanamayıp gülmece. Hemşire ablalarından kocaman bir maşallah aldı. Kıskandım ben de istedim. Çocuğu sessiz sakin tutan ben, maşallah oğlana :) Serum bağladılar. Açlığını kesmek için, bizimki anlamıyor, damar yolu ilginç gelmiş, onu emmeye, ağzına sokmaya çalışıyor. Gelen giden çok odaya uyku saati de geçiyor huysuzluk artıyor. Sonunda acil durum kurtarıcısı emziğe sarıldık. Normalde emzik alan bir çocuk değil fekat sersemlemiş ise bir şans oluyor. Verdik ağzına biraz uyudu :)

Ay sırasına göre bebekleri alıyorlarmış. Önce yanımızdaki bebek gitti. Biz üçüncü sıradaymışız. O bu derken hemşireler 11:30da geldi. Soyduk, kucaklarına verdik, bebeğim size emanet diye ağlak gözlerle gönderdik ameliyathaneye. 30-45 dakika sürer dediler. Geçme bilmedi zaman ama sonra doktorumuzçocuk cerrahı göründü kapıdan. Çok şükür herşey yolundaymış. Lokal aneztesi ile oldu sünnet ama tabi ameliyathanede onun elini kolunu tutabilsinler diye biraz gaz koklatıp sersemletmişler. sünnet yerine aneztesi yaptık, fitil koyduk, ağrıdan ağlaması mümkün değil dedi doktorumuz.

Bebeğim sersem bir şekilde yine hemşire ablalarının kucağında çıktı. Altını bezlemişler. Odaya gelince altını açmaları ile beraber bizimki etrafı suladı veeee ağlama o an başladı. Yaklaşık ta bir saat aralarda hafif sussa da devam etti. O saate kadar metaneti koruyan ben odadan çıktım ve hıçkıra hıçkıra bi güzel ağladım. Ardından da babasını bol bol bayılttım, söyledim durdum, "Hepsi senin yüzünden, ne gerek vardı da öyle de böyle vıdı vıdı" şeklinde. Biraz yüzünü ekşitse de ne sabır varmış, cevap vermedi bana. Bir saat sonra emzirmeme izin verdiler. Açlıktan ağlarmış, sustu. Hemen ayaklarıma aldım sallaya sallaya uyutmaya çalıştım. İnleye inleye uyudu fakirim. (Tracy abla bi sünnet bölümü de ekleseymiş şu kitaba süper olacakmış, bu durumda napılır okumadığımızdan geleneksel takıldık).



Sonra hemşire geldi saf vazelin alın dedi. Bezine ameliyat yerine saf vazelin sürdük bol bol. Her bez değişiminde yaptık bir hafta süreyle. Sürtünme olunca huylanırmış ondan ağlarmış falan. Ardından çorba ve komposto getirdiler. Çorbayı bi güzel içti. Kompostoda belki şeker vardır diye çok veremedim. En son doktorumuz geldi. Takla atsa da elini kolunu tutmaya calismayın dedi. Sonuç o vazelinden sonra sünnet olmamış gibi takıldı bizimki. Doktor bir agri kesici verdi evde 3 gün kullanmak için.

Sonuç sünnetin üstünden 4-5 saat geçmeden normal hayatımıza döndük. Üç gün sonra kontrole gittik, azıcık orada da ağladı ama çabuk unutuyor Allahtan. 4 gün sabah-akşam ılık sabunlu suda oturma banyosu verdi. En zorlu kısmı burasıymış bilememişim. 15 dakika suda oturtuyoruz, buraya kadar tamam. Sonra fıskıyeden su tutacağız ki atılsın. Bizim oğlan fıskıyeden korkuyor. Deli olmak işten değil. Çığlık çığlığa iki dakka tutabilirsek ne ala :)

Sünnet için normalde bezi 4 numara kullanıyordum, 4+ götürdüm hastaneye. Bir de bol kiyafetler aldım. Bol tulumlar, pijamalar falan rahat etsin diye. Bol bol oyuncak dikkatini çekebilmek için. Bu kadar. Tören niyetine babası hastanede bi pasta almış, doktoru beklerken onu yedik afiyetle. Anneannesi oğlan sünnet oldu pastayı biz yiyiyoruz ne adeletsizlik dese de:) Haftasonu da dedesi gelince beraber yemeğe çıktık.

Babasından sünnet hediyesi blogların favori gözlügü babybanz gözlükleri ve UV filtreli şapkayı kaptık :) Klasik Türk annesi ben herşeyin büyüğünü alıyorum biraz uzun kullansın diye. Gözlük ve şapkada da daha küçük çok verimli kullanamaz bari biraz büyük alayım da ileride de kullanır diye düşündüm, yanlız nasıl bir büyükse şapka benim kafama rahatlıkla oluyor, gözlükler az bir zahmetle :) Yarın öbürgün ben bu çocuğa uzun süre giysin diye 3-5 numara büyük ayakkabı da alırım. O potansiyeli gördüm kendimde.





Uzuuuuun yazının kısa özeti: Oğlan annelerine tavsiyem erken sünnet isteyen beyinize karşı gelmeyin. Gerek yok :) Ayrıca korkunun ecele faydası da yok. Nasıl olsa yapılacak ne kadar erken o kadar rahat..

Şimdi anlıyorum ki çok rahatmış çocuğun küçük olması. Sünnete ikna etmek için uğraşanlar, sünnetçi elinden kaçmaya çalışanlar, feryat figan ağlayanlar.... Bi de büyük olunca çişlerini kontrol edebildikleri için canı acır diye tutabiliyorlarmış falan. Bizimki altı açıldıkça suladı heryeri ilk gün sonra hiçbir şey kalmadı :) Yaptıkları huysuzluk ve naz da cabası.